Barcelona zayıf rakibine neden 9 gol attı?

Barcelona futbol takımı son beş yılın en güçlü futbol takımıdır. Her maça inanılmaz bir kazanma azmi ve hırsıyla çıkar ve bir an bile duraksamayan bir makine gibi oynar. Top sürekli Barcelona'nın ayağındadır ve Barcelona sürekli hücum eder. Birçok futbol yorumcusu ve izleyicisi tüm futbol tarihine baktıklarında Barcelona'dan daha iyi bir takıma rastlamadıklarını ifade ederler. Bu iddia bir yanılgı olabilir ancak kolaylıkla göz ardı edilebilecek bir iddia değildir.

Barcelona futbol takımı Haziran ve Temmuz ayları hariç olmak üzere neredeyse haftada iki kere sahaya çıkar. Bu takımın İspanyol oyuncuları İspanya milli takımının iskeletini oluştururlar. İspanyol olmayanlar da kendi milli takımlarında banko oynarlar. Böylelikle bu kadro bir yılda sayısız maç yapar.

Beni bu yazıyı yazmaya iten düşünce 23 Aralık gecesi oluştu. O gece Barcelona, İspanya Kral Kupasında eşleştiği üçüncü lig takımı Hospitalet'i yendi. İlk yarıyı 5-0 önde kapatan Barcelona durmadı, temposunu düşürmedi ve dört gol daha atarak maçı 9-0 bitirdi. Rakibinin sahasında oynadığı ilk maçı da 1-0 kazanmış olan Barcelona'ya turu geçmek için beraberlik bile yeterken rakibine tam dokuz gol attı. Futbolu yakından takip etmeyenler için bir istatistik vereyim. 52 yıldır oynanan Türkiye birinci futbol liginde sadece üç maçta bir takım dokuz ya da daha fazla gol atmıştır.

Maçın bitmesine doğru skor henüz 8-0 iken arkadaşım Ayberk Eşkin'in yazdığı bir tviti okudum. Kendisi şunu söylüyordu: "Barcelona'dan cidden tiksiniyorum. 3.lig takımına 8 gol atmak nedir ulan, neyin mastürbasyonunu yapıyorsunuz antipatik cüceler?" Birçok insanın benzer durumlarda buna benzer görüşler savunduklarını hem duyuyor hem de tahmin ediyorum. Tvitin orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz: https://twitter.com/#!/AyberkE/status/149978717328904193

Bu noktada Barcelona gibi inanılmaz bir kapasiteye sahip bir takımın zavallı bir üçüncü lig takımını perişan ve rezil etmesini ahlaki açıdan değerlendirmek için bu yazıyı yazdığımı düşünüyor olabilirsiniz ancak bu yazının konusu o değil. Yine de konu ile ilgili ahlaki görüşümü kısaca belirteyim.

Kayırma, imtiyaz, pozitif ayrımcılık gibi korumacı anlayışlara karşıyım. Bu yaklaşımların korunmaya çalışılanlara yararlı değil zararlı olduğunu düşünürüm. Bu yazının konusuna girmediği için bu hususlardaki görüşlerimi detaylı olarak yazmıyorum. Söz konusu maça gelirsek Barcelona'dan 9 gol yiyen Hospitalet adlı takımın neyi hak ettiyse onu yaşadığı kanaatindeyim. İspanya kral kupasına katılırsan Barcelona ile karşılaşıp rezil olabilirsin. Hamama giren terler.

Ayrıca sıradan bir izleyici olarak izlediğim maçta sürekli aksiyon, pozisyon ve gol görmeyi istemek benim hakkımdır. Maçın o anki skoru ve gidişatı ne olursa olsun eğer televizyonun karşısında veya statta - tarafsız olarak - bir maç izliyorsam sahada boş boş top çevrilerek hakemin son düdüğü çalmasının beklendiği bir maçı izlemek istemem. Kerhen oynanan her dakikayı bana atılmış bir kazık olarak algılarım.

Benim bu yazıyı yazarak ileri süreceğim görüşüm şudur: Barcelona gibi bir takımın zayıf rakibine - gerekmediği halde - 9 gol atacak kadar maça asılması mastürbasyon (ego tatmini) değildir. Barcelona birçok seçenek arasından en kolayını seçmiştir.

Bir kişi veya bir ekip bir işi çok iyi yapabilecek yetkinliğe ulaştığında o işi daha kötü yapması zorlaşır.

Yazısı güzel olan bir kişinin çirkin yazı yazması zordur. Annemin yazısı çok güzeldi. Bir kağıt parçasına pek de ehemmiyeti olmayan bir not aldığında bile yazısı çok güzel olurdu. Çözdüğü bulmacadaki harfler bile estetik görünürdü. Telefon fihristi sanki bir hat sanatçısı tarafından yazılmış gibiydi. Annemden bir iki kez çirkin yazmasını istemiştim. Zorlanmıştı.

Yazısı pek de güzel olmayan bir insan annemin boş yere "kastığını" düşünebilir. Aslında gerçek öyle değil. Bir şeyi iyi yapabiliyorsan daha kötüsünü yapman zorlaşır.

Günün ya da gecenin olmadık bir saatinde bir ya da birkaç aç adamı doyurmak için elde bulunan son derece adi malzemelerle çok güzel sofralar kuran arkadaşlarımız olmuştur. Genelde bu kişilere karşı mahcup oluruz. "Çok zahmet etmişsin, ne gereği vardı bu kadar itinaya bu saatte?" gibi sözlerle mahcubiyetimizi gidermeye çalışırız. Aslında bu kişiler bizim sandığımız gibi zahmete girmemişlerdir. Onlar için güzel görünmeyen bir sofrayı kurmak daha zordur. Domatesi düzgün doğrayabilen bir insanın benim gibi eğri büğrü doğramaya çalışması sinir bozucu olur. Ego tatmini değil az zahmetli olan yolun seçilmesidir söz konusu olan.

Zeki ve mantıklı bir insan zekasına veya mantığına başvurmaktan imtina edip saçmalamaya kalktığında daha çok zorlanır. Ünlü eski futbol hakemi ve televizyon yorumcusu Ahmet Çakar çok zeki bir insandır. Herhangi bir sebeple arzu etse bile Gökmen Özdenak veya Adnan Aybaba gibi saçma sapan yorumlar yapamaz. Bu çaba kendisini daha çok zorlar.

Nobel edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk, "Kar" adlı bir edebiyat şaheseri yazmıştır. Herhangi bir insan için böyle bir romanı yazmak çok zordur ancak Orhan Pamuk için "Kar" kalitesinde başka bir roman yazmak Zülfü Livaneli'nin "Serenat" adlı uyduruk romanının bir benzerini yazmaktan daha kolaydır.

Yılmaz Güney, Kaybedenler Kulübü gibi manasız bir filmi çekecek olsa bugünkü tüm teknolojik ve maddi imkanlara rağmen Umut adlı filmini çekerken zorlandığından daha çok zorlanır.

Örneklere son verip Barcelona'ya dönelim ve Barcelona'nın hem rakibini üzmemek hem de dünyanın dört bir yanında kendisini mastürbasyon yapmakla suçlayacak futbol izleyicilerini sinirlendirmemek için bu zorluğa katlanıp maçı kazanmayı garantiledikten sonra top çevirmeye karar verdiğini düşünelim.

Bu zorluk Barcelona için katlanılabilir bir zorluk mudur?

Bence bu zorluk katlanılabilir bir zorluk değildir. Barcelona'nın böylesi bir maçta ne yapacağını düşünmesi, diğer birçok maçta da ne yapacağını düşünmesini gerektirir. Bir kişinin veya ekibin son derece stratejik ve temel bir konu üzerinde her seferinde tekrar tekrar düşünmesi zorlayıcıdır ve bu yaklaşım hemen hemen her zaman hüsranla sonuçlanır.

Her birimiz bu tip bir zorlanma ile karşılaşmamak için yaşam alışkanlıkları geliştiririz. Araba kullanan hemen herkes bilir ki her kırmızı ışıkta durmak aslında gereksizdir. Çünkü her ışıkta polis veya kamera olmaz. Her kırmızı ışık ihlali trafik açısından bir risk de oluşturmaz. Yine de kırmızı ışıkta durmaya eğilimliyiz. Büyük bir şehirde günde yirmi kilometre araç kullanan bir kişi herhalde en az elli tane trafik ışığıyla karşılaşır. Bunların her birinde ne yapmasının daha doğru olacağını düşünen bir sürücü zihnini gereksiz yere akıl almaz derecede yormuş olur.

Özetle;

  1. Barcelona için durağan ve kötü futbol oynamak aktif oynamaktan daha zordur.
  2. Barcelona için stratejisini ve tutumunu her maç öncesi tekrar tekrar düşünmek çok daha zordur.

Bu zorluklarla uğraşmamak için Barcelona zayıf rakibine 9 gol atar. Zoru değil kolayı seçer.

Bu yazıyı yazmama vesile olan arkadaşım Ayberk Eşkin neredeyse hiçbir zaman noktalama işaretlerinde hata yapmaz, gramer kurallarına uyar. Bu becerilere sahip olmayan birisi kendisini fazla kasmakla suçlayabilir ancak durum öyle değildir. Hatalı ve çirkin yazmak onu daha çok zorlayacaktır.