Fatih Terim'in kopan parmağı

Fatih Terim'in Bodrum'da parmağı kopmuş ve denize düşmüş. Dalgıçlar parmağı denizin dibinden çıkartmışlar. Fatih Terim de kopan parmağı ile birlikte özel uçakla İstanbul'a gelmiş. Hemen hastaneye gitmiş ve parmağı yerine dikmişler. Artık parmak yerine kaynayacak mı yoksa düşecek mi o henüz belli değilmiş. Bir süre bekleyip görmek lazımmış. Doktor öyle söyledi basın toplantısında.

Fatih Terim ve parmakları

Bu benim duyduğum ikinci parmak kopma vakası. Bana anlatılan başka bir olayı nakletmek istiyorum. Yenifoça'da kışları balıkçılık yazları da sahilde kafe işletmeciliği yapan bir büyüğümüz var. Asıl mesleği olan balıkçılıktan ne kazandığını bilmem ama işlettiği kafede boş masa bulmak pek zordu Temmuz ve Ağustos ayları boyunca. Eli sıkı birisi olarak tanınan abimizin sahibi olduğu bu kafeyi Milli Emlak adlı ne idüğü belirsiz kuruluş dozer maarifetiyle yıktığında galiba sekizinci yılını doldurmuştu. Milli Emlak'ın denize çok yakın olduğu gerekçesiyle “yasak” diyerek yıktığı yerde şu an başka bir kafe var. Neyse...

Bu büyüğümüz iki ya da üç sene önce aynen Fatih Terim gibi teknesiyle uğraşırken bir kaza geçirmiş ve - galiba sol elinin - baş parmağı kopmuş. Hemen parmağı alıp arabaya atlamışlar ve yaklaşık yetmiş kilometre uzaklıkta olan Ege Üniversitesine ya da özel bir hastaneye gitmişler. Hastanede kendisi mi sormuş yoksa doktorlar mı söylemiş tam bilmiyorum ama bu ameliyatın ücretinin yaklaşık altı bin lira olduğu söylenmiş. Abimiz miktarı fazla bulmuş ve pazarlığa başlamış. Fiyatı indirme çabaları karşısında doktorlar geri adım atmamış. Neticede abimiz bu ameliyat için altı bin lira ödemeye yanaşmamış ve “getirin bana şu parmağı” demiş. Kendi parmağını tuttuğu gibi muayene odasındaki çöp tenekesine fırlatmış.

Yukarıdaki parmak kopma hadisesi ve daha sonra pazarlıktan sonuç alınamaması sebebiyle dikilmemesi gerçektir. Hikayenin “parmağın çöpe atılması” gibi geri kalan kısmı anlatanlar tarafından dramatize edilmiş olabilir. Ben abimize gidip “geçmiş olsun” dedim ama “Ne oldu? Nasıl oldu?” diye sormadım.

Şu sıra Ankara'dayım. Fatih Terim'in bu parmak hadisesinden söz ediliyordu konu komşu eş dost bir arada olduğumuz bir ortamda. Ben de kendi bildiğim bu olayı anlattım. Dinleyenler arasında emekli subaydan mimara, matematik profesöründen restoran işletmecisine kadar geniş bir yelpazeden insanlar vardı.

Olayı anlattıktan sonra kendi yorumumu ekledim. Söz konusu abimizin sırf altı bin liraya kıyamadığı için parmaksız kaldığını söyledim. Dinleyenlerin benimle hemfikir olacaklarını düşünüyordum. Ama öyle olmadı.

Hemen doktorlara hakaret yarışı başladı. ODTÜ'de matematik profesörü olan büyüğümüz başta olmak üzere herkes doktorların ne şerefsizliğini bıraktılar ne de haysiyetsizliğini. Doktor olmadan önce insan olmak lazım gelir dediler. Hipokrat yemini dediler. Parmağı kopmuş adamla para konuşulmaz dediler. Hemen o parmak dikilmeliydi dediler. Para vermese de hadi kardeşim geçmiş olsun borcun yok demek gerekir dediler. “Adam kendi parmağının dikilmesi için şuuru açık biçimde pazarlık etmiş. Pazarlık sonucunda anlaşamayınca da operasyonun yapılmasını istememiş. Onun 6000 TL kıymet vermediği parmağa doktorlar neden kıymet versin?” dedim ama aldırmadılar. Çünkü tıbbın ne derece ticarileştiğini, sağlığın bir meta halini aldığını ve bundan iğrendiklerini söylemekle meşgullerdi.

Para karşılığı ameliyat yapan utanmazlar

Tabii ki konu buradan uzadı gitti. Kanser ilaçları bedava olmalı dediler. AIDS ilaçları bedava olmalı dediler. Sosyal devlet dediler. Tüm dünyada onların istediği gibi olsa ve bundan böyle kanser ve AIDS ilaçları parasız olacak olsa acaba hangi gerizekalı ilaç şirketi veya bilim adamı yarın öbür gün bedava dağıtılacak ilaçları icat etmek, geliştirmek veya üretmek için milyarlarca dolar yatıracak veya kıymetli vaktini harcayacak diye soracak oldum. Hemen idealist bilim adamları ve şirketler ve sosyal devletler devreye girdi. Neyse parmağa geri dönelim.

Bir doktor kendisine bu durumda fakat şuuru kapalı olarak gelen bir hastanın ameliyatını yapmazsa bu kabul edilemez. Hastanın şuuru açık olsa ve ödeme gücü veya sosyal güvencesi olmadığına dair en ufak bir kanaat oluşsa yine bu ameliyatı yapılmalıdır. Şuuru açık bir kişinin herhangi bir tıbbi müdahale konusunda pazarlık etmesi sonucu anlaşma sağlanamadığında söz konusu müdahaleyi yapmayan doktora edilen hakaretlere gerçekten hiçbir anlam veremiyorum.

Bir ev, araba, cep telefonu, bilgisayar veya çatı onarımı için pazarlık ettiğimde ve satıcı fiyatı düşürmediğinde ona hakaret etmiyorum. Onu ahlaksız da bulmuyorum. Anahtarımı bir yerde unutup kapıda kaldığımda çağırdığım çilingir tek hamlede kapıyı açıp buna karşılık 50TL istiyorsa onu onursuzlukla suçlamıyorum. 150TL istiyorsa gidip başka çilingir buluyorum. Eğer bulamıyorsam bu piyasada bu işin bedeli budur diyorum.

Topu topu birkaç saniyelik bir işlem için 50TL isteyen bir çilingiri şerefsizlikle suçlamazken emsalinin bulunması bir çilingire göre neredeyse bin kat daha zor olan - ki aslında önemli olan tek şey teminindeki güçlük - bir cerrahı yaptığı işin karşılığını istediği için nasıl suçlayabilirim? Böyle bir suçlamayı yapmamın tek nedeni de pazarlıkta geri adım atmaması olabilir mi?

Ayrıca Hipokrat Yemini denen şeyi de okudum. Hiç de bizimkilerin söylediklerini destekleyici bir anlam çıkartamadım.

Konuştuğum kişilerin bir diğer argümanı da şöyle: “Doktor neden iyiliksever değil? Ben elimden gelse hemen o parmağı dikerim. Taş atıp da kolum mu yorulacak? Çok acil bir durumda hastaneye giderken taksiye binsen taksi şoförü seni hastanenin girişine kadar götürür ve kolundan tutup acil servise kadar yardımcı olur. O anda senden para istemek aklına gelmez bile. Bir taksi şoförü bu insanlığı yaparken koskoca cerrah neden yapmıyor?”

Çünkü, cerrah hayatını yukarıda anlatılana benzer hadiselerde hastalara müdahale etmek için gerekli uzmanlığı edinmeye harcamış ve hayatını bu mesleği yaparak idame ettirmeye - veya hayat idamesinin ötesinde çok para kazanmaya (zorunuza gitmesin lütfen) - karar vermiş bir insandır. Taksi şoförünün hayatında en fazla birkaç kez karşılaşabileceği durumlarla cerrah her gün karşılaşır. Hayatını kazanmak için harcadığı zamanda bedava hizmet vermesinin beklenmesi son derece akıldışıdır.

Ben bazen evime doğru yürürken sokakta ellerindeki torbaları taşımakta zorlanan komşularımıza rastlıyorum. Torbaları ellerinden alıp apartmana kadar götürüyorum. Benim yaptığım bu iyiliği bir hamalın kendi mesai saatleri içinde yapması beklenemez. Çünkü bir hamal insanların bazı ağır yükleri taşıyamayacaklarını, bunları taşımak için hamallara ihtiyaç duyacaklarını ve bu hizmet karşılığında hamallara para vereceklerini düşünerek bu mesleği yapmaktadır. Ahlaksız veya insanlıktan yoksun değil bilakis profesyoneldir.

Madem evimin oradaki sokaktan söz ettim; oradan devam edeyim. Bu sokakta bir elektrikçi, bir kuaför, bir emlakçı, bir çiçekçi ve bir de eczane var. Bu esnafların hepsini tanırım. Bir gün başıma bir ağrı saplansa ve bunlardan herhangi birinin dükkanına girip ağrı kesici istesem biri hariç hepsi hiç tereddüt etmeden ve hiçbir ücret talep etmeden çantasındaki veya çekmecesindeki ağrı kesici haptan dilediğim kadar verir. Bunu yapmayacak veya yapmaktan hoşnut olmayacak tek esnaf sizce hangisidir? Bence sizin insanlıktan nasibini almamakla, sıkıntı çeken bir insana bedelsiz yardım etmemekle, leblebinin yarısı kadar bir hapı bedava vermemekle suçlayacağınız şerefsiz eczacı köpeğidir, öyle değil mi?

İnsanların ızdıraplarından istifade eden bir şerefsiz

Bu arada bizim bakkal da boğazı kuruyan birisine suyu parayla veriyor. En haysiyetsizi sizce bakkal mı, eczacı mı yoksa cerrah mı?