İçimizdeki İrlandalılar

Aşağıdaki birkaç paragrafı bir kitapta okudum. Saat sabahın beşiydi. Uyuyamıyordum ve uykumu getirmesi için bunların yazılı olduğu kitabı okumaya başlamıştım. Okuduğum ilk satırla birlikte şaşkına döndüm ve her paragrafta şaşkınlığım gitgide arttı. Kitabın uykumu getirmesi bir yana gülmekten karnıma ağrı girdi ve birkaç saat daha uyuyamadım.

Yazı Sanayi Devrimi'nin ilk yıllarında fabrikalarda iş bulmak için İngiltere'nin sanayi şehirlerine göç eden İrlandalılar hakkında. İrlandalıların ne kadar yoksul, ayyaş ve pis olduklarını ve sahip oldukları komik ve iğrenç alışkanlıkları anlatıyor.

Bu paragrafları okuduğum kitabın adı İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu. 1845 yılında Friedrich Engels tarafından yazılmış. Friedrich Engels denen adam, sakalı pislikten yağ bağlamış bir Alman Yahudisi ve komünizmin kurucusu olan Karl Marks'ın baba parasıyla Britanya'ya gitmiş yancısıdır. Yancı olduğu bu ikilinin heykellerinde bile bellidir. Aşağıdaki resimde oturan kişi Karl Marks. Yanında emir eri gibi dikilen de Friedrich Engels.

Marks ve Engels heykeli

Bir buharlı geminin güvertesinde sığır gibi bir araya konarak dört peni karşılığında İngiltere'ye göç eden bu İrlandalılar her yere sokulurlar. En kötü evler onlar için yeterince iyidir; giysilerini pek umursamazlar, yeter ki tek bir iplik parçası onları tutsun; ayakkabıyı bilmezler; gıdaları patates ve gene patatestir; bu gereksinimlerin dışında, kazandıkları her kuruşu içkiye harcarlar. Böyle bir soy, yüksek ücreti ne yapsın?

Büyük kentlerin en kötü mahallerinde onlar oturur. Bir mahalle pisliği ve harabe haliyle başka mahallelerden ayrı bir görünümde ise, orayı keşfe çıkan biri, yerli insanın Sakson fizyonomisinden farklı olduğu ilk bakışta görülüveren Kelt yüzüyle ve gerçek İrlandalının hiç yitirmediği, sözcükleri "h" sesiyle seslendiren aksanla karşılaşacağından kesinlikle emin olabilir.

Manchester'ın çok yoğun nüfuslu kesimlerinde, ara sıra İrlanda-Kelt dilinin konuşulduğunu duymuşluğum var. Her nerde olursa olsun bodrumlarda oturan ailelerin çoğu İrlanda asıllıdır. Kısacası, Dr. Kay'in dediği gibi, İrlandalı, yaşamın asgari gereklerini keşfetmiştir ve şimdi İngiliz işçileri de onunla tanıştırmaya çalışıyor. Pislik -ve- sarhoşluk da kendileriyle birlikte getirdikleri şeyler arasındadır. Nüfusun dağınık olduğu yerde o kadar zararı görülmeyen ve İrlandalının ikinci doğası olan temizlik eksikliği, buralarda büyük kentlerde yoğunlaştığı zaman korkutucu ve  ciddi biçimde tehlikeli hale gelmektedir.

Miles (İrlandalı), kendi vatanında yapmaya alıştığı gibi, çöp ve pisliği burada da kapısının önüne bırakıverir ve pislik yığınları ve birikintiler öylesine yığılır ki, emekçilerin oturduğu mahallelerin havasını zehirler. Kendi ülkesinde yaptığı gibi, evin duvarına bitişik olarak domuz ahin yapar ve bunu yapması önlenirse, domuzu kendi odasında yatırır. Kentlerde, bu yeni ve doğal olmayan hayvan yetiştirme yöntemi tümden İrlanda usulüdür. Arap atını nasıl severse, İrlandalı da domuzunu öyle sever, bir farkla, domuz kesilecek kadar yağlanınca kesilmesi için onu satar. Onun dışında domuzla birlikte yer, domuzla birlikte yatar, çocukları onunla oynar, sırtına binerler, pisliğin içinde onunla birlikte yuvarlanırlar; bütün bunları İngiltere'nin bütün büyük kentlerinde binlerce kez yinelenirken görürsünüz.

İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu - Friedrich Engels

Evlerin içindeki pisliği ve rahatsızlığı anlatmak da olanaksızdır. İrlandalı eşyanın varlığına alışkın değildir; bir hasır yığını, giysi için hiç elverişli olmayan birkaç paçavra parçası, onun yatağı olmak için yeterlidir. Bir parça tahta, kırık bir iskemle, masa yerine geçen eski bir sandık, daha fazlasına gerek yoktur; bir çaydanlık, birkaç bardak ve tabak, onun aynı zamanda oturma ve yatak odası olan mutfağının donanımıdır. Ne zaman yakacak bir şey gerekse, elinin ulaştığı yakılabilecek her şey iskemleler, kapı pervazları, kornişler, döşeme tahtaları soluğu ocakta alır. Dahası, neden çok odaya gerek duysun? Kendi ülkesinde çamurdan yaptığı kulübesi topu topu bir göz olduğuna göre, İngiltere'de de ailesinin tek odadan fazlasına gereksinimi yoktur. İşte, şimdi çok yaygınlaşan şey, birçok insanı tek odaya tıkıştırma geleneği böylece, esas olarak İrlandalı göçüyle buraya aktarıldı.

Ve zavallı iblisin eğlenceye de hakkı olduğuna ve toplum her türlü eğlencenin kapısını ona kapattığına göre, o da kendini içkiye verir. İçki İrlandalı için yaşamı değerli yapan tek şeydir — içki ve neşeli, endişelerden uzak mizacı; bu yüzden içki cümbüşünü, hayvan gibi sarhoş oluncaya dek sürdürür. İrlandalının güneyli sevimli karakterinin yanı sıra, onu yabandan biraz daha ehven yapan kabalığı, tüm insancıl  keyiflere karşı duyduğu küçümseme duygusu ve kabalığıyla birleşen bu duygunun onu paylaşmacı olmaktan geri tutması, pisliği ve yoksulluğu, bütün bunlar sarhoşluğu çağırır. Baştan çıkmaya hazırdır, içkiye direnemez ve parası olduğu zaman arka arkaya yuvarlar. Daha başka ne yapabilir ki? Toplum onu, zorunlu olarak sarhoşluğa iten bir konuma soktuktan sonra, nasıl suçlayabilir; onu kendi başına kendi yabanlığına bıraktıktan sonra nasıl suçlayabilir?

İngiliz işçi böyle bir rakiple savaşmak zorundadır; uygar bir ülkede en alt düzeyde, ve en alt düzeyde olduğu için de az ücretle yetinen bir rakiple savaşmak zorundadır. O zaman da Carlyle'ın dediği gibi, İrlandalının kendisine rakip olduğu" her alanda İngiliz işçinin ücretinin giderek aşağı doğru indirilmesinden başka bir olasılık yoktur. Ve bu alanlar hayli çoktur. Pek az yetenek isteyen ya da hiç istemeyen her alan İrlandalıya açıktır. Uzun eğitimi ya da düzenli sabırlı bir uygulamayı gerektiren işler için sefih, istikrarsız, sarhoş İrlandalı yetersizdir, düzeyi çok düşük kalır. Bir makine ustası, bir fabrika işçisi olması için İngiliz uygarlığını, İngiliz geleneklerini benimsemesi, yani esasta İngilizleşmesi gerekirdi. Ama basit, daha az kesinlik isteyen, ustalıktan çok kuvvet gerektiren işlerde, İrlandalı İngiliz kadar iyidir. O yüzden, bu tür işler çoğunlukla İrlandalılarla doludur: el dokumacıları, duvarcılar, hamallar, ne iş olsa yaparım'cılar, ve bu tür işçiler, aralarında İrlandalı güruhu bulurlar; bu soyun yaptığı baskı da ücretleri aşağı çekmekte ve işçi sınıfını geriletmektedir. Öteki işlere de el atan İrlandalılar daha uygar hale gelseydi bile, kendi parçaları olarak kalan yeterince eski alışkanlık, işteki İngiliz arkadaşları üzerinde, özellikle İrlandalılarla çevrilmiş olmanın genel etkisi dikkate alınırsa, gene de güçlü bir geriletici etki yapardı. Çünkü hemen hemen her büyük kentte, işçilerin beşte-birinin ya da dörtte-birinin İrlandalı ya da İrlandalı ana-babanın, İrlandalı pisliği  içinde büyümüş çocukları olduğu yerde, işçi sınıfının yaşamı, alışkanlıkları, zekâsı, ahlak düzeyi, kısacası tüm karakteri İrlandalı karakterini büyük ölçüde özümsüyorsa, bundan kimse hayrete düşmemelidir. Tam tersine, modern tarihimizin ve onun sonuçlarının İngiliz işçileri içine ittiği geri konumu, İrlandalı rekabetinin nasıl daha da kötüleştirdiğini anlamak kolaydır.

İtalik ile aktardığım alıntıya bakmadan önce benim — sadece okuyucuyu tahrik etmek için — yazdığım girişi okuyanlar Karl Marks hakkında “sakalı yağ bağlamış Alman Yahudisi”, Friedrich Engels hakkında da “yancı” ve “baba parası yiyen” ifadelerini kullandığımı görünce duyarlılık göstermiş olabilirler. “Aklı sıra Marks'a, Engels'e hakaret ediyor aptal herif. Bu dangalak tam bir dinci/liboş/ülkücü/cahil/ayı/anarşist vs.” diyenler olmuştur muhtemelen “sol aydınlar” arasında. Peki, ilk başta böyle atladınız da alıntı yapılan paragrafları okuduktan sonra Engels için de “Koca bir milleti aşağılamış da aşağılamış. Satır satır demediğini bırakmamış İrlandalılara. Bu Engels tam bir ayrımcı/İngiliz yalakası/terbiyesiz/şerefsiz/utanmaz” dediniz mi? Tabii ki demediniz. “O dönemin anlayışı böyle bir üsluba müsaade ediyordu. İşçi sınıfının durumunu daha çarpıcı bir şekilde yansıtabilmek ve kitleleri bilgilendirmek amacıyla... kem küm” diye bir şeyler gevelerdiniz herhalde aklınızdan geçenleri söze dökmeniz gerekseydi.

Bu kitabı vaktiyle okumuş olanlarınız mutlaka vardır. Zaten bu kitaplar hep “vaktiyle” okunur. İki ay öncesine kadar “İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu” adlı eseri okumamış birisi olarak size nasıl “aydın” diyelim? Tamam; her şey emeğin olsun; tüm dünya halkları kardeş olsun; ama şu ifadelerin komikliğine gülmek aklınıza gelsin biraz. Marks bile bunları okurken gülmüştür.