Kadın cinayetlerindeki artış iyiye işarettir!

Kadın cinayetlerinin son yıllarda dikkate değer derecede arttığını son aylarda izlediğim ve okuduğum haberlerde sıklıkla duyuyorum ve görüyorum. Söylendiğine göre kadın cinayetleri son on yılda on dört kattan fazla artmış. Kadın cinayetlerini tafsilatlı olarak incelemeden önce “kadın cinayeti” diye anılan yeni moda kavramın ne anlama geldiğini tespit etmeye çalışmalıyız.

“Kadın Cinayeti” ne değildir?

Kadın cinayeti kavramını açıklamak için “maktûlün kadın olduğu cinayet olayına kadın cinayeti denir” demek yeterli değildir. Bu tanım yetersiz olmasının yanında yanıltıcıdır da.

Bir bankayı soymak amacıyla elinde silahla bankaya giren bir soyguncu, soygun esnasında çeşitli nedenlerle kadın banka memurlarından birini vurup öldürürse bu olay maktûlün kadın olduğu bir cinayet olacaktır ancak olayın “kadın cinayeti” olarak anılması pek mümkün olmaz.

Kadın bir banka soyguncusunun bankayı soymak üzere bankaya girmesi ve o sırada bankada bulunan herhangi birisi veya bankanın güvenlik görevlisi tarafından öldürülmesinde de cinayet olayının maktûlü bir kadın olacaktır ancak bu olay da “kadın cinayeti” olarak anılmaz.

“Kadın cinayeti”, daha ziyade Türkiye'nin doğu bölgelerinde işlenen “töre cinayetlerinden” de birçok özelliğiyle ayrılır. Töre cinayetlerinde kadın veya genç kız genelde kirletildiği gerekçesiyle öldürülür. Tecavüze uğrayan ve kaçırılan bir kadın veya kızın “suçlu” veya “hatalı” olup olmadığına bakılmaz. Failler, kurbanın en yakın aile fertleridir ve cinayet bir anlık sinir, öfke veya cinnet neticesinde gerçekleşmeyip bilakis aile meclisinin kararına istinaden, planlı ve geleneksel bir görevi yerine getirir gibi işlenir. Töre cinayeti, adından da kolaylıkla anlaşılacağı gibi Türkiye'nin son on yılının bir fenomeni değil ondan çok daha eski ve köklü bir gelenektir. Zaman zaman ülke gündemine gelmesinin sebebi, “kadın cinayetinden” farklı olarak birim zamanda işlenen töre cinayeti sayısındaki dikkate değer bir artış değildir. Sebep, bu tarz cinayetlerin daha ziyade toplumun genelinin ilgisini çeken gaddarlık, soğukkanlılık ve akıl almazlık öğelerini içinde bolca taşıyan bir haber değerine sahip olmasıdır.

Kadın cinayeti nedir?

Yukarıdaki örnek olayların “kadın cinayeti” olarak anılamadığı öngörümüzle zihnimizi açtıktan sonra daha yeterli bir tanım yapmaya çalışalım.

Söz konusu tanımı üretmeye çalışırken son yıllarda duyduğumuz kadın cinayetlerinin ortak özelliklerine bakmalıyız. Kadın cinayetlerinin en belirgin özelliği cinayete kurban giden kadının hemen hemen daima yakını olan bir erkek tarafından öldürülmesidir. Cinayeti işleyen kişi maktûlün kocası, eksi kocası, sevgilisi, eski sevgilisi, akrabası veya gizli ya da açık şekilde cinsel ve/veya duygusal partneridir. Kadın kendisine yabancı veya düşman bir kişi tarafından öldürüldüğünde buna kadın cinayeti denmez. (Bir kadının kendisine cinsel tecavüzde bulunan birisi tarafından öldürülmesi sınıflama açısından tartışmalı bir durum yaratabilecekse de böyle bir cinayet bence “kadın cinayeti” kavramı içine alınamaz.)

Kadın cinayetinde cinayeti işleyen erkek, töre cinayetinde olduğundan farklı olarak, sistematik bir ortadan kaldırma veya namus temizleme amacını gütmez; bilakis kadın cinayetlerinin hemen hemen en yaygın ortak özelliği öfke, sinir veya “cinnet” neticesinde gerçekleşmesidir.

Kadın cinayetlerini tanımlarken atılacak adımlardan en önemlisi kadınların neden öldürüldüğünü tespit etmektir. Kadının kocasıyla birlikte oturduğu evi terk etmesi, kadının kocasından boşanmak için adımlar atması veya en azından bu niyetini dile getirmesi, kadının birlikte yaşadığı kişiden ayrılması, kadının sadakatsizliği veya sadakatsizliğinden şüphe edilmesi (“rahat” tavırlar, güzelleşme gayreti, başka erkeklerle iletişim) ve/veya kadının itaatsizliği gibi durumlar erkeklerin cinayeti işledikten sonra verdikleri ifadelerde yaygın olarak söyledikleri gerekçelerdir.

Şu halde şöyle bir tanım yapabiliriz. Kadın Cinayeti: Bir kadının kendisini özgürleştirme, bağımsızlaştırma ve/veya bireyleştirme niyetleri, gayretleri ve/veya eylemlerinden dolayı kendisini rahatsız, mağdur ve/veya aşağılanmış hisseden ve söz konusu kadının yakını olan bir erkek tarafından öldürülmesidir.

Kadın cinayetlerindeki artış neden iyiye işarettir?

Bu tanıma ulaştıktan sonra yazının başlığını oluşturan ve bu tip cinayetlerin iyiye işaret olduğunu öne süren tezi açıklamaya çalışalım.

Yazının giriş kısmında kadın cinayetlerinin son on yılda yüzde bin dört yüz arttığını çeşitli kaynaklarda gördüğümü yazmıştım. Monoton seyreden bir akışta (akış tabiriyle ülkedeki hayatın normal akışı kastedilmektedir) böylesi büyük bir değişimin meydana gelmesi tesadüflere veya keyfiliğe bağlanamaz. Yani, yüzlerce erkeğin durduk yere halihazırda özgürleşme gayreti içinde olan kadın yakınlarını öldürmeye başladıklarına inanmamız mümkün değildir. Bu artış bir açıklamaya muhtaçtır.

Erkeklerin, on yıllarca aynı şeyleri yapmakta olan kadın yakınlarını birden öldürmeye başlayacakları aklımıza yatmadığına göre geriye tek bir ihtimal kalmaktadır. Bu da kadınların daha önceden yapmakta olmadıkları şeyleri yapmaya başlamalarıdır. Son yıllarda ülke ekonomisinin büyümesi, işsizliğin azalması ve bunların kaçınılmaz sonucu olan bireysel özgürleşme sayesinde kadınların birlikte oldukları erkekler karşısında elleri güçlenmiştir. Ekonomik olarak daha güçlü, önünde iş imkanları olan bir kadının yakını olduğu erkeğe karşı itaatten uzaklaşması, sadakatinin azalması ve kendini en az söz konusu erkek kadar güçlü algılaması kaçınılmazdır.

Bir erkeğin, rakibinin (bu bağlamda baba-kız, kardeş, sevgili, eş vs. ilişkisi içinde olduğu kadının) yukarıda tarif edildiği şekilde güçlenmesi karşısında gerilim yaşayacağı muhakkaktır. Zira, haset ve güvensizlik insanoğlunun yazgısında bulunan özelliklerdir. Bu gerilim bazı kişilerde sonucu cinayet olan eylemlere neden olabilir. Şimdi bu cinayetlerin sıklığı konusuna eğilmeliyiz.

Çoğumuzun herhangi bir cinayete kurban gitmiş veya bir kez olsun cinayet işlemiş bir tanıdığı bile yoktur. Elimizde sağlam bir istatistik olmadığından Türkiye'de toplamda kaç cinayet işlendiğini bilmiyoruz ancak şu şekilde akıl yürütebiliriz. Elimizdeki sağlam bir bilgi 2010 yılında İstanbul'da 256 cinayet işlendiğidir. Sayıyı oldukça abartarak tüm Türkiye'de İstanbul'dakinin on katı cinayet işlediğini var sayarsak Türkiye'de bir yılda toplam 2560 cinayet işlendiğini söyleyebiliriz. Bu da Türkiye nüfusunun sadece %0.003'ünün (yüz binde üçünün) cinayete kurban gittiği sonucunu çıkartır.

Cinayet işlemek bir insanın yapabileceği en aptalca eylemdir. Cinayet işleyen bir kişi normal şartlarda hapse girer ve uzun yıllar hapiste kalır. Kurbanın yakınları tarafından hapse girmeden, hapisteyken veya hapisten çıktıktan sonra saldırıya uğrayıp öldürülebilir. Tazminat, kan parası gibi ödemeler yapmak zorunda kalabilir. Hülâsa, sırf bunların tehdidine maruz kalmak bile insanın zihnini bir fare gibi kemirir.

Türkiye'de az önce yukarıda sözünü ettiğim cinayet işleyen ve en belirgin özelliği aptallık olan %0.003'lük kesim içerisinde kadın cinayetleri artması kadınların bireysel özgürleşme hikayelerinin toplumun en alt zekâ seviyesindeki insanlarda bile yaygınlaştığının bir işaretidir. Toplumun zekâ bakımından en yetersiz sosyal katmanında bile böyle bir özgürleşme varsa toplumun diğer kesimlerinde bu özgürleşmenin daha yaygın ve güçlü olduğunu söylemek doğru olur. Hülâsa, kadın cinayetleri toplumdaki genel özgürleşme açısından iyiye işarettir.

Kadın cinayetleri önlenebilir mi?

Kadın cinayetlerinin önlenmesi için ne olursa olsun eylemde bulunmak, toplumu bilgilendirmeye çalışmak veya isyan etmek abesle iştigaldir. Kadın cinayetleri önlenemez. Toplumun zeka bakımından en yetersiz %.003'lük kesimine ulaşmak mümkün değildir çünkü bu kişilerin kim oldukları belli değildir. Bu kişiler tespit edilse bile onları cinayet işlememeleri hususunda uyarmak yönünde gösterilecek gayretlerin sonuca ulaşması imkansıza yakındır. Bu zeka seviyesindeki insanların cezaları artırmak suretiyle korkutulması da mümkün değildir. Karısının beline ekmek bıçağı sokup bağırsaklarını dışarı çıkartan bir kişinin on yıl hapis yatmak ile otuz yıl hapis yatmak arasındaki farkı algılamak veya gözetmekten aciz olacağı aşikardır.

Kadın cinayetleri önlenemeyecekse kadın cinayetleri aynı şekilde sürecek mi?

Kadın cinayetleri kadınların bireysel özgürleşme hikayeleri sürdükçe devam edecek ve kadının özgürlük skalasında hedeflediği ve/veya ulaştığı nokta ve erkeklerin kadına “uygun” gördüğü yer ile çakışmaya yaklaştığında dramatik bir şekilde düşecektir. Her dengesizlik bir dengeye doğru yürür ve denge sağlandıktan sonra sadece küçük dalgalanmalar olur.

Kadının özgürleşmesi iyi bir şey midir?

Yazının başlığında kadın cinayetlerinin iyiye işaret olduğu savını öne sürmemin sebebi bu yazının yazarı olarak benim kadının özgürlüğünü desteklememdir. Kadının özgürlüğünü desteklemeyen, onun erkeğin gerisinde ve/veya himayesinde olmasını isteyen veya “gerçek özgürlüğün” bu himaye ve itaatte olduğuna inanan bir kişi için kadın cinayetleri iyiye işaret olmayabilir. Bu bakımdan, yazının başlığının her görüş için bir kapsayıcılığı yoktur.