Sokakta havanın kaç derece olduğunu gösteren panoların bulunması saçmalıktır

Ankara'da Barış Sitesi adında sessiz sakin bir site vardır. Benim babam bu sitede oturur. Bu sitenin tam ortasında üzerinde o anki saati, o günün tarihini ve hava sıcaklığını anlık olarak gösteren bir pano var.

Barış Sitesi'ndeki pano
Barış Sitesi'ndeki pano

Fotoğrafta gördüğünüz gibi hava o an 12 santigrat dereceymiş. Bunun gibi hava sıcaklığını anlık olarak gösteren panolara sık sık rastlayabilirsiniz çevrenizde. Hatta Anıtkabir'in otoparkının duvarında bile bunlardan bir tane var.

Sıcaklığı gösteren bir panoya neden ihtiyaç duyuyorum? Ben panonun yanından geçerken kafamı kaldırıp bakıyorum ve o anda sıcaklığın -3, 5, 21 veya 39 santigrat derece olduğunu görüyorum ve bu bilgi benim ne işime yarıyor?

Beşiktaş'ta bir sıcaklık göstergesi
Beşiktaş'ta bir sıcaklık göstergesi

Hali hazırda o noktada bulunduğum için mevcut hava sıcaklığını zaten hissediyorum. Hissettiğim hava sıcaklığının suyun deniz seviyesinde donma noktası ile kaynama noktası arasında kaç dereceye tekabül ettiğini bilmek bana ne kazandırır? Pratik bir bilgi adı üstünde işe yarar bir bilgi olmak zorunda değil midir? Nicel hava sıcaklığı bilgisi aslında ne işe yarar?

Televizyondaki hava durumu tahmininde verilen bilgiler bizim işimize yaraması bakımından gerekli bilgilerdir. Ertesi gün dışarıda bir şey yapacağım zaman televizyonda hava durumunu izlerim. Der ki “Yarın İstanbul'da hava bulutlu, karla karışık yağmur ve kar yağışlı olacak. Günün en yüksek sıcaklığının 4 gecenin en düşük sıcaklığının ise sıfırın altında 5 derece olması bekleniyor”. Ertesi günkü sıcaklığı bugünden hissetmem mümkün olmadığı için bu bilgi benim işime yarar. Bir başka deyişle ertesi gün sıcaklığı nasıl hissedeceğimi ve böylece üşüyüp üşümeyeceğimi ve nasıl giyinmem gerektiğini bu bilgiye dayalı olarak az çok çıkarabiliyorum. Hepimiz çocukluğumuzdan beri ister istemez hava durumunu takip ettiğimiz için -3, +5, +27 veya +39'un bize ne hissettireceğini öğrenmişizdir. Bu bilgilerin işe yaramasının sebebi geleceğe yönelik olmasıdır. Şu an itibariyle ulaşılmış olan teknoloji insanların ertesi günkü sıcaklığı bugünden hissetmelerine ve bunun sonucu olarak ona uygun hareket etmelerine olanak vermediği için sıcaklıkla ilgili bilginin nitel olarak değil de nicel olarak verilmesi zorunlu bir hâl almıştır. Bu bilgiyi vermenin başka bir pratik yolu yoktur. Konuyu geleceğe yönelik bilgi verme bakımından somut olarak ifade etmek gerekirse birisinin size “yarın yağmur yağacak” demesi faydalı bir bilgidir ancak “şu an yağmur yağıyor” demesi siz yağmur altında ıslanırken çok gereksizdir. “Şu an yağmur yağıyor”, “hava şu an parçalı bulutlu”, “güneş çıktı” gibi bilgilerin gerçek zamanlı olarak iletildiği bir pano düşünün. Santigrat derece cinsinden hava sıcaklığı bilgisi veren panonun ne kadar saçma olduğunu daha iyi anlatmış olmalıyız.

Geleceğe yönelik olarak nicel hava sıcaklığı bilgisinin işe yarar bir şey olduğundan şüphemiz yok. Ancak anlık ve nicel sıcaklık bilgisinin işe yaradığı hiçbir yer yok diyemeyiz tabii ki.

Üşüdüğümüz zaman daha kalın giysiler giyeriz. Sıcaktan bunaldığımızda üzerimizdeki giysilerden bazılarını çıkartırız. Bunları yapmak için herhangi bir kimsenin veya bir panonun bize hava sıcaklığını bildirmesine gerek yoktur. Bizi gerizekâlı veya en basit algı kapasitesinden yoksun zannedip üzerimize giymemiz veya giymememiz gereken şeyler konusunda bize tavsiyede bulunan insanları bir kenara koyalım. Maalesef, karar verirken fiziksel duyumsama ve algımızın yetmeyeceği noktalar vardır.

Aracımızın içindeyken dışarıdaki hava sıcaklığını hissedemeyiz. Bunun bizim bünyemiz açısından bir önemi yoktur zira arabadan çıkarsak sıcaklığı derhal hissederiz ve giysilerimizi ona göre düzenleriz. Yakıcı bir güneş varsa şapka takarız veya hava çok soğumuşsa üzerimize kalın bir şeyler giyeriz. Bu bakımdan benim arabamda da bulunan anlık sıcaklık göstergesinin organizmamıza hiçbir faydası yoktur. Ancak, sıcaklığı hissetmemizin yeterli olmadığı noktalardan biri sürüş emniyetidir. Dışarıdaki hava sıcaklığı +4 santigrat derecenin altına indiğinde arabamızı 20 derecelik bir sıcaklıkta kullandığımız gibi kullanamayız. Çünkü bu sıcaklıkta zeminde gizli buzlanma başlar ve sürücünün ani bir fren yapması halinde aracın kayması ve direksiyon hâkimiyetinin kaybolması ihtimali ortaya çıkar. Arabamızın dış mekân sıcaklık göstergesi bu nedenle faydalı bir araçtır. Emniyetli bir biçimde araç kullanmak istiyorsak sadece hislerimize güvenemeyiz. Çünkü insan organizması buzlanmanın başladığı sıcaklığı hassas bir şekilde hissedecek kapasiteye sahip değildir.

Sıcaklık göstergeleri sadece arabalarda değil karmaşık mekanizmaları olan başka araçlarda ve üretim süreçlerinde kullanılır. İlkel bir sıcaklık uyarı yöntemini de askerde görmüştüm. Kışla içerisindeki büyük araç garajlarında bir kavanoz içerisinde antifrizli su vardır. Çok soğuk havalarda bu antifrizli suyun donması araçlarda bulunan ve kavanozla aynı oranda antifriz içeren suyun da donduğunu — ve araçların çalışmayacağını — işaret edeceğinden garaj nöbeti tutan personel görevi esnasında bu kavanozu kontrol eder ve içindeki suyun donma belirtisi göstermesi halinde durumu müdahalede bulunacak sorumlu personele derhal bildirir. Antifrizli su kullanım oranına bağlı olarak -12 ila -65 santigrat derece arasında bir noktada donar ve nöbet tutan personel sıcaklığın sözgelimi -38'den -40'a düştüğünü hissedemeyeceğinden bu uyarı yöntemine ihtiyaç duyar.

Bu anlattıklarımla varmak istediğim nokta şu ki dışarıda hava sıcaklığını gösteren panolar yukarıdaki asker gibi bir vazifesi olanlar dışındaki kişilere hiçbir gerekli bilgi vermez, bu panoların çevrede bulunup bunlara bakan insanlara hiçbir faydası yoktur. Bu panoları belli yerlere yerleştirmek bir şehircilik modası oldu ve belediyelerden, site yönetimlerine hatta şirketlere kadar birçok teşkilat bunlardan tesis ediyor. Biz de bunlara bakıp “hava amma da ısınmış 30 derece olmuş” diyoruz. Havanın sıcak mı soğuk mu olduğunu kendi duyumlarımızla anlamak zahmetinden kurtuluyoruz. Rahmetli annem de kendisine yabancılaşmıştı. Bazı günler evden çıkarken hava güzelse ceketini giymez ama tedbir olarak yanına alırdı. Yukarıdaki resimde gördüğünüz panonun gösterdiği sıcaklığa bakar ve kendi hislerinden bağımsız olarak belirlediği sıcaklık skalasına göre (12°-15°: ceketini giy / 15°-18°: ceketini elinde taşı / 18°-21°: ceketini eve bırak) hareket ederdi. Belli bir ezbere göre yaşamayı seçmişti.

Bir beğeni kriteri olarak vücut ölçüleri

Türkiye'de tekstil sektörünün atılım yaptığı doksanlı yılların başlarına geri dönelim. Cep telefonu yok, internet yok. Tek hızlı iletişim aracı var o da sabit telefon. Onunla da sadece ses iletişimi yapılabilir. Faks diye bir alet var ama o da resim göndermek için yeterli değil.

Tam bu dönemde yükselen bir mayo firmasının katalog çekimi yaptığını düşünelim. Stüdyo kurulmuş. Fotomodel hanım hazır. Fotoğrafçı elinde makinesiyle bekliyor. Çekim başlamak üzere. Tam o sırada fotomodel çekime katılmaktan vazgeçiyor ve stüdyoyu terk ediyor. Katalog çekiminin ise o gün muhakkak tamamlanması gerekli. Bu durumda yapılması gereken tek şey acilen başka bir fotomodel bulmak ve çekimi başlatmak. Çekimden sorumlu olan kişi hemen mankenlik ajansını arar ve aralarında şu konuşma geçer.

Sorumlu Kişi:

-Tam çekime başlamak üzereyken göndermiş olduğunuz fotomodel çekime katılmak istemediğini söyleyerek stüdyoyu terk etti ve bugün bu çekimin muhakkak tamamlanması gerekiyor. Bize çok acil başka bir fotomodel gönderin.

Mankenlik Ajansı:

-Şu an çekim için gönderebileceğimiz beş fotomodel var. Katalogdan bakıp istediğinizi seçebilirsiniz. Numaraları 7, 11, 12, 14 ve 18.

Sorumlu Kişi:

Şu an katalogunuz elimizde yok ve ulaşmamız mümkün değil.

Mankenlik Ajansı:

O zaman size özel kurye ile katalogu ulaştıralım. Oradan bakıp seçin.

Sorumlu Kişi:

Katalogun gelmesi, bizim seçim yapmamız, seçimimizi size bildirmemiz, sizin fotomodeli aramanız ve fotomodelin buraya gelmesi çok zaman alır. Bizim o kadar zamanımız yok. Yapabileceğimiz tek şey fotomodellerin özelliklerini sizden dinlememiz, bir seçim yapmamız ve fotomodelin derhal yola çıkması.

Mankenlik Ajansı:

Tamam. Madem ki başka şansımız yok o zaman dediğiniz gibi olsun. 7 numaralı fotomodel sarışın, kıvırcık saçlı. 1.70 boyunda, 53 kilo. Vücut ölçüleri 95-65-92. 11 numaralı fotomodel sarışın, dalgalı saçlı. 1.73 boyunda, 56 kilo. Ölçüleri 90-60-89. 12 numaralı fotomodel ise...

Konuşma böyle sürer gider. Sorumlu kişi kendisine tarifi yapılan fotomodeller arasında aklına yatanı seçer ve çekim için onun gelmesini ister. Tabii ki görerek seçim yapmayı çok isterdi ancak bunu yapma şansı yoktu. Elindeki kısıtlı bilgi ile karar vermek zorundaydı.

Yukarıdaki senaryonun bugün yaşanması ise çok saçma. Artık elimizde internet var. Sorumlu kişi derhal mankenlik ajansının web sitesine girebilir. Fotomodelleri görerek seçimini yapabilir ve bundan asla kaçınmaz. Yani “ben hiç web sitesiyle falan uğraşamam; mankenlik ajansındaki görevli bana modelleri tarif etsin; ben ona göre seçerim birini” demez. Zaman problemi olmasaydı zaten her iki durumda da (doksanlarda ve günümüzde) ideal seçim koşulları doğrudan doğruya görerek yapılan bir seçim olurdu. 90-60-90, 172cm, 55kg gibi nicel bilgilere hiç gerek olmazdı.

Doğrudan doğruya görerek yapılan bir seçimde böyle nicel bilgilerin kullanılmasına gerek olabilir mi? Güzellik yarışmalarında adaylar toplu bir geçişten sonra tek tek jüri karşısına çıkarlar. Yarışmanın sunucusu jürinin karşısındaki adayı anons eder: “Sıradaki güzelimiz Merve Büyüksaraç1. 18 yaşında. Lise son sınıf öğrencisi. 1.77 boyunda ve 56 kilo. Vücut ölçüleri 88-60-91”. Güzelimiz sahnede bulunduğu kısa süre içerisinde sorulan sorulara dünya barışı konusunda ne kadar kaygılı olduğunu işaret eden cevaplar verir. Bu süre içerisinde jüri üyeleri güzelimizi büyük bir ciddiyetle tepeden tırnağa süzerler ama her nedense etiyle kemiğiyle birkaç metre ötelerindeki kadına hak ettiğini düşündükleri puan vermeleri için edindikleri bu izlenim yeterli değildir.

Muhterem jüri üyeleri! Kız karşınızda duruyor. Sizin de gözleriniz görüyor. Bu kızın basen ölçüsünün 910 milimetre olduğunu bilmeye sizin neden ihtiyacınız var? 56 kilogram ağırlığında bir kaya parçası ile bu kızı bir terazinin iki ucuna koysak terazi dengede durur. Peki, bu bilginin gözünüzün önündeki insanın güzelliğine puan verirken size ne faydası var? Annemin kendi hislerine yabancılaşıp sıcaklık göstergesine göre üzerine ne giyeceğine karar vermesi gibi bu jüri üyeleri de üç beş metre önlerinde duran insanın belli sayısal güzellik tabularına uygun olup olmadığına bakıyorlar puan verirken. Emin olduğum bir şey var ki herhangi bir güzellik kraliçesinin sözgelimi bel ölçüsü yanlışlıkla 69cm olarak girilmiş olsa ve bu şekilde anons edilip jüri üyelerinin önündeki kâğıtta da öyle yazsa aynı güzellik kraliçesi dereceye bile giremezdi.

Futbol maçı istatistikleri

Sayı fetişizminin son yıllarda egemen olduğu bir diğer alan da futbol. Bir maçı izleme fırsatı bulamasam ve sadece sonucunu öğrensem yine de nasıl bir maç olduğunu merak ederim. Maçın tamamını veya özetini izleme şansım yoksa maçla ilgili sayısal bilgiler işime yarayabilir. Acaba hangi takım oyunu domine etmiş? Topa sahip olma istatistiklerine bakarım. Baktım ki bir takımın topa sahip olma oranı diğerinden oldukça yüksek ama kaleye çektiği şut sayısı diğerinden fazla değil. O zaman derim ki topa daha ziyade sahip olan takım topu bol bol yan pas yaparak çevirmiş durmuş. Maçın sahanın hangi bölgesinde daha fazla oynandığına bakarım. Diyelim ki maçın geçtiği yer daha ziyade deplasman takımının yarı sahası. Bunun üstüne bir de ev sahibi takım on taneden fazla korner mi kullanmış? O zaman da derim ki ev sahibi takım rakibin üstüne kâbus gibi çökmüş. Takımın biri kaç şut çekmiş? Bunların kaçı kaleyi bulmuş? Kaç tanesini kaleci çıkarmış? Bütün bu soruların yanıtları benim maç hakkında kısıtlı da olsa bir izlenim edinmemi sağlar.

Şayet ben maçı dikkatli bir şekilde baştan sona izlemişsem bu bilgilere ihtiyacım yoktur. Zira maç hakkında zaten nitel bir izlenim edinmişimdir. Topun hangi yarı sahada daha çok kaldığının yüzde olarak ifadesine ihtiyacım olmaz.

Eskiden televizyon yoktu. Futbol meraklıları o zamanlar eğer maçı statta seyredemedilerse maçla ilgili bilgileri gazetelerden almak zorundaydılar. Ne yazık ki eskiden bu istatistikler de yoktu. Saçma sapan bir yıldız tablosu yapılır; gol dakikaları ve golcülerin adları yazılırdı. O dönemde bir futbol meraklısının izlemediği bir maç hakkında kısıtlı bir izlenim edinme şansı bile yoktu. Ama bugün kendi gözlerimizle izlediğimiz bir maçta bile aniden topun hangi takımda daha çok kaldığını gösteren istatistikleri görüyoruz ekranın altında.

Maçı izlemiş iki yorumcu yine maçı izlemiş yüz binlerce televizyon izleyicisinin önünde “istatistiklere bakıyorum, Galatasaray %62 topla oynamış ama sadece iki korner kazanmış” temelinde bir tartışma yapabiliyor. Sevgili yorumcu. İstatistiklere bakma. Maçı zaten izledik. Tamam, bazı komik sayısal veriler olabilir. Bunlar bizi eğlendirebilir. “Vay bak sen Roberto Carlos'a. Adamın vurduğu top saatte 130 kilometre hızla gidiyormuş” diyebiliriz veya “görüyor musun şu tipsiz Muntari'yi? Maçın başından bu yana 12054 metre koşmuş Allah'ın devesi” deyip şaşırabiliriz.

Sayılar gerektiği yerde kullanıldığında altın değerindedir. Yerli yersiz kullanıldığında ise insanı kendine yabancılaştırır.

1: Miss Turkey 2006