Üzerinde İngilizce “Pezevenk” yazan kazak

Baştan söyleyeyim. Bu yazı “Aptal özenti! Sen üzerinde ne yazdığını bilmediğin kazağı giyersen al sana müstahaktır” mesajının verildiği bir yazı değildir.

Geçtiğimiz yıl Mart ayında gazetelerde çıkan bir haber dikkatimi çekmişti. Arkadaşlar arasında da konuşmuştuk bunun hakkında. Önce şu haberi bir okuyalım. Muhtemelen hatırlayacaksınız.

İngilizce “Şık p....enk” yazılı kazak davalık!

Mod Pimp Antalya'da bir mermer firmasında yöneticilik yapan Mehmet Çobanoğlu (32), üzerinde “Şık p...enk” anlamına gelen İngilizce “Mod pimp” yazılı kazağı kendisine satan mağaza hakkında şikâyetçi oldu. Kazaktaki yazıyı okuyan turistlerin alaylı bakışlarıyla karşı karşıya kaldığını, bazılarınsa “Elinde kadın var mı?” diye sorduğunu belirten Çobanoğlu, “Onurum kırıldı” dedi. Öfkeyle firmayı arayan Çobanoğlu, “Biz öyle bir mal satmadık” yanıtını alınca aynı gün elindeki fatura ve yanında tanıklarla birlikte savcılığa suç duyurusunda bulundu. Avukat Alper Savran, müvekkilinin bu olay nedeniyle arkadaşları arasında uzunca bir süre alay konusu olduğunu öne sürerek, “Müvekkilime ayıplı mal satıldı. Bunun cezası yasada açık” dedi. Tüketiciyi Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı Avukat Abdullah Özçulcu, “Bilinerek satılması suç teşkil eder. Bilinmeden satılması durumunda yabancı dil olduğu için gizli ayıp teşkil eder. Bu nedenle ürünün yenisi veya bedel iadesi zorunludur. Satıcı, bilerek satmışsa manevi tazminat ödemeyle de mahkûm olabilir” diye konuştu.

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=165056

Mademki savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş ve konu mahkemeye intikal etmiş o zaman konuyu tafsilatlı olarak değerlendirelim.

  1. Mehmet Çobanoğlu (M.Ç.), İngilizce bilmez veya İngilizcedeki “pimp” sözcüğünün “pezevenk” anlamına geldiğini bilmez. Pimp yazısının hemen altındaki “Fetish machine” isim tamlamasının da “fetiş makinesi” anlamına geldiğini bilmez ve anlamaz. M.Ç. bunları bilmemekten dolayı ayıplanamaz veya suçlanamaz.
  2. M.Ç, İngilizce bilmediği halde üzerinde İngilizce bir şeyler yazılmış olan giysileri almaktan kaçınan birisi değildir. Nitekim söz konusu kazağı kendi rızasıyla almıştır.
  3. M.Ç. üzerinde yabancı lisanla bir şeyler yazılmış olan giysileri almaktan kaçınmadığı gibi bu giysileri satın aldıktan sonra da bunların üzerinde yazan şeylerin anlamını araştırmaz veya öğrenmeye çalışmaz. Nitekim turistler ve bazı arkadaşları kendisinin onurunu kırıcı sözler edene kadar kazağın üzerinde ne yazdığıyla ilgilenmemiştir.
  4. M.Ç.'nin avukatı Alper Savran ve Tüketiciyi Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı avukat Abdullah Özçulcu'ya göre giyen kişinin münasebetsiz şakalara maruz kalmasına veya küçük düşürülmesine veya kişiyle alay edilmesine neden olabilecek giysiler ayıplıdır. Bu tip giysileri “ayıplı” nitelendirdiklerine göre bu giysiler ya satılmamalı ya da “ayıplı” oldukları müşterilere bildirilmelidir.

Bu haber gazetelerde çıktığında birkaç arkadaşımla fikirlerimizi paylaşmıştık. İki farklı fikir ortaya çıkmıştı.

  1. Kimileri M.Ç.'nin haklı olduğunu, yabancı dil bilmek zorunda olmadığını ve kendisine satılan kazaktan ötürü onurunu kıracak davranışlara maruz kaldığını ve bütün suçun kendisini alışveriş esnasında uyarmayan mağazada olduğunu iddia ettiler.
  2. Kimi arkadaşlarımsa kişinin üzerine giyeceği şeyden sorumlu olması gerektiğini ve kişi giydiği şeyden dolayı herhangi bir kötü muameleye maruz kalırsa bunun sorumlusunun kendisi olacağını savundular.

Ben bu olayda ne M.Ç.'nin hatalı olduğuna inanıyorum ne de kazağı ona satan mağazanın. Alışık olduğum üzere hemen bir hikâye uydurdum.

8 Kasım 2009 Pazar günü saat 15.30'da Atatürk Havalimanına bir uçak iner. Uçak Amerika Birleşik Devletlerinden gelmektedir. Uçaktan diğer yolcularla birlikte otuzlu yaşlarında iki Amerikalı erkek iner. Bu iki kişi Türkiye'yi gezmek ve Türk kültürünü tanımak isteyen iki turisttir. Pasaport işlemlerinden sonra havaalanından çıkarlar ve taksiyle rezervasyon yaptırdıkları otele hareket ederler. İkili, Taksim'deki The Marmara otelinde kalacaktır. 16.30'da otele gelip odalarına yerleşirler. Uzun bir yolculuktan geldikleri için yorgundurlar. O gün fazla bir aktivite yapmaya niyetleri yoktur. Sadece dünyanın en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Cevahir Alışveriş Merkezini gezme fikri akıllarında vardır. Saat 19.00'da otelden çıkıp çiseleyen yağmurun altında taksiyle Cevahir Alışveriş Merkezine giderler. Amerikalı oldukları için “burası dünyanın en büyük üçüncü, Avrupa'nın da en büyük alışveriş merkeziymiş, birader!” tarzında geyiklere girmeden katları dolaşırlar. Ara sıra beğendikleri mağazaların içine girerler. Hatta bir mağazadan kendilerine iki tane yağmurluk alırlar. Yaptıkları bu mini gezintiden sonra saat 20.30'da alışveriş merkezinden çıkarlar. Cadde boyunca yürümeye başlarlar.

Caddenin devamından oldukça kuvvetli sesler gelmektedir. Belli ki orada büyük bir kalabalık vardır. Ne olduğunu merak edip seslerin geldiği yere doğru yürürler. Birkaç dakika yürüdükten sonra seslerin bir stadyumdan geldiğini anlarlar. Stadyum boşalmaktadır. Kapılardan oluk oluk insan çıkmaktadır. Herkes bağırmakta ve meşaleler yanmaktadır. Tam o sırada gök gürler ve sağanak yağmur başlar.

Turist ikili gelir gelmez son derece ilgi çekici ve heyecan verici bir ortamla karşı karlıya kalmıştır. Hemen kalabalığa karışmak, stadyumdan çıkanlarla birlikte bağırıp çağırarak eğlenmek isterler. Yağmur çok şiddetlenir.

Az önce satın aldıkları yağmurlukları poşetten çıkarıp çarçabuk üzerlerine giyerler ve hızlı adımlarla stadyuma yürümeye devam ederler.

Birden on beş yirmi kişilik bir grubun kendilerine doğru koşmaya başladığını fark ederler. Onlar da kendilerine yönelen gruba doğru büyük bir şaşkınlık, heyecan ve merakla koşmaya başlarlar.

Saldırgan grup, turist kafadarları hemen vura vura yere indirir ve tekmelemeye başlar. Amerikalılarda ne ağız kalmıştır ne burun. Kan revan içinde yerde yatarlarken vurmaktan hevesini alan bazıları “tamam yeter, köpekler ölecek, başımıza kalacak” diyerek diğerlerini engellemeye çalışır. O sırada polis gelir. Saldırgan grubu dağıtır. Ambulansa bindirilen Amerikalılar Taksim'e geri dönerler ama The Marmara oteline değil Taksim İlkyardım Hastanesine.

Olayın olduğu yerin Ali Sami Yen stadyumu olduğunu İstanbul'u bilen okurlar anlamıştır. Bazı okurlarsa bunun yanı sıra Amerikalıların yağmurluk satın aldığı mağazanın Fenerium olduğunu fark etmiş olmalılar.

Turist kafadarlar sadece ve sadece Fenerium mağazasından aldıkları iki adet yağmurluğu giyip bir maç çıkışında Ali Sami Yen stadına yaklaştıkları için hastanelik olmuşlardır.

Gazetede çıkan haberle bağlantılı olarak ileri sürülen iddialara geri dönelim.

  1. Türkiye'yi tanımak için gelen Amerikalı turistler belli spor kulüplerinin taraftarları arasındaki düşmanlıkları bilmek zorundalar mıdır? Hadi bildiklerini kabul edelim. Alelade bir turist hangi statta hangi tarihte hangi saatte hangi takımların maç yapacağını ve herhangi bir rakip takımı temsil eden giysilerle ne zaman ve nasıl hayati tehlike yaşanabileceğini bilmek zorunda mıdır? Pek tabii ki değildir. Şu halde dayak yemiş ve hastanelik olmuş turistlerin bu sonuçtan sorumlu tutulması mümkün değildir.
  2. Spor kulüplerine ait ürünler satan bir mağazanın yetkililerini düşünelim. Bunların müşterileri “Bu aldığınız ürünleri falanca takımın falanca stadı önünde falanca tarihte giymeyin veya göstermeyin. Buralarda mümkünse içinize sokun. Yoksa bazı insanlar size saldırabilir, sizi yaralayabilir hatta öldürmeye teşebbüs edebilir” diye uyarmaları beklenebilir mi? Bu tip bir uyarı yapmamaları halinde “ayıplı” mal satmış kabul edilebilirler mi? Pek tabii ki hayır. Şu halde mağaza yetkilileri turistlerin dayak yemelerinden veya hastanelik olmalarından sorumlu tutulamazlar.

Benim uydurduğum olayda ve M.Ç.'nin başına gelen olayda arzu edilmeyen sonuçlar yaşanmıştır. Birinde aşağılama, dalga geçilme ve onur kurulması diğerinde de dayak yeme ve yaralanma söz konusudur. Her iki olayın da nedeni mağdurların içinde bulundukları çevrenin (ülke, şehir, ortam vs.) realitesidir. Aynı yağmurluk olaydan iki saat sonra veya beş yüz metre uzakta bir yerde giyilseydi turistleri büyük ihtimalle bir saldırıya maruz bırakmazdı. M.Ç. adlı şahıs Antalya'da bir mermer fabrikasında yönetici olmasaydı da Yozgat'ta bir tuğla fabrikasında yönetici olsaydı üzerinde İngilizce “Pezevenk” yazan kazağından dolayı büyük ihtimalle kimse onunla dalga geçmeyecekti. Kazağını eskiyene kadar defalarca giyebilecekti.

İnsan bazen yanlış zamanda yanlış yerde olabilir. Bunun sonucu olarak çok kötü şeyler de yaşayabilir. Bu tip ender durumlarda insanın kendisini veya başkalarını suçlaması ona hiçbir şey kazandırmaz. Bizim kültürümüzde sonuçlardan kendini sorumlu tutma alışkanlığı zaten pek mevcut olmadığı için hemen başka taraflar suçlanmış ve mahkemeye gidilmiş. Gereği düşünülsün o zaman.